Ermeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ermeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Gayrimüslimlerin iç edilen malları

Kaynak : Haber Türk  02.09.2011


DÜN Taksim'deki Hyatt Regency Oteli'nde saçımı yaptırdım ardından hemen yanı başında yenilenen Divan Oteli'nde öğle yemeği yedim. Tuhaf bir duyguydu zira yanımda taşıdığım 26 Ağustos tarihli AGOS Gazetesi her iki mekânın bulunduğu arazinin aslında Ermeni mezarlığı olduğunu yazıyordu. Yani ölülerin üzerinde saçımı fönletip suşi yiyordum.
"Toprak Diye Geçme, Tanı" başlığıyla manşetten sunulan haberde bakın ne deniyordu : "Divan Oteli'nin ve çevresindeki binaların yerinde geçmişte Pangaltı Ermeni Mezarlığı uzanıyordu. Kanuni Sultan Süleyman'ın kendisini ölümden kurtaran Vanlı aşçı Manuk Karaseferyan'ın isteğiyle Ermenilerin kullanımına sunduğu ve yüzlerce yıl boyunca mezarlık olarak kullanılan, üzerinde kilise de bulunan arazi, 1930'larda Belediye tarafından 'kılıfına uydurularak' gasp edilmişti.
Günümüzde ise İstanbul'un göbeğindeki bu alanda, Divan'ın yanı sıra, Hyatt Regency Oteli, TRT İstanbul Radyosu, Hilton ile Askeri Müze'nin bir kısmı ve çeşitli yapılar bulunuyor" şeklinde devam ediyor belgelere dayandırılan iki tam sayfalık araştırma yazısı.
Yazıyı okurken içimi derin bir hüzün kaplıyor. Derken Başbakan'ın "bayram müjdesi"ni hatırlıyorum. Yani azınlık vakıflarının 1936 yılından sonra edindikleri ve 1974'ten sonra Hazine'ye "devredilen" gayrimenkullerin iadesine ilişkin Kanun Hükmünde Kararnameyi (KHK). AK Parti daha önce hiçbir hükümetin yapmadığını yapıp gayrımüslim azınlıkların pervasızca çiğnenen kanuni haklarını yine kanunlar marifetiyle koruyacağına dair güçlü irade sergilemiş oldu. Gayrimüslimlere yaşatılan sayısız zorbalıkların bir tanesini telafi yoluna gitti. Bu bir ilk olması yönünden tarihi nitelikte bir adım.
Peki yeterli mi? Örneğin bu kanunla birlikte sevgili Hrant Dink'in eşi Rakel ile birlikte yıllarca emek verdiği Tuzla Çocuk Kampı iade edilir mi? Ya Pangaltı Mezarlığı?
Sorunun cevabını konuyu titizlikle takip eden Agos Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş'tan dinleyelim.
"Çıkarılan KHK elbette çok önemli. Bugüne dek yapılanların aksine gasp edilen mülklerin gerçekten de iadesi veya tazmini sonucunu doğuracak bir çabanın sonucu olduğu görülebiliyor. Ancak medyada yapıldığı gibi bu adımın bir 'jest' ifadesi olduğunu söylemek doğru değil. Meselelere hak temelli bakmak lazım. Mülkler, eğer KHK uygulanırsa, asıl sahiplerine geri dönmüş olacak, gökten inmiş mülkler değil bunlar, zaten gayrimüslim vakıflarına ait olan mülkler.
Öte yandan, bu düzenlemenin dışında kalacak çok sayıda el konulmuş mülk var. Mesela, basında çok tartışılan Hrant Dink'in de yetiştiği Tuzla Çocuk Kampı, bu düzenlemeye göre iade veya tazmin edilmeyecek. Edindiğim bilgiye göre, hükümet, el konulmuş vakıf mülkleri ancak devlet tarafından satılmışsa ve Hazine'ye bu satıştan gelir elde edilmişse tazminat ödemeyi öngörüyor. Oysa Tuzla Ermeni Çocuk Kampı'na devlet el koymuş ve bir satış yapmadan, mülkü doğrudan önceki sahibine iade etmişti. Yani bu araziyi Gedikpaşa Protestan Kilisesi Vakfı'na satan kişi, devletin iade kararından sonra, o parayı geri ödemeden, mülke yeniden sahip olmuştu. Üstelik bu araziyi sonra bir kez daha sattı. Yani o mülkten iki kez para kazanmış oldu; ama Vakıf hem ödediği parayı, hem de onca çabayla kurduğu çocuk kampını, Hrant Dink'in deyişiyle 'yarattığı Atlantis Uygarlığı'nı kaybetmiş oldu. Şimdi çıkan KHK da, bu işlemden dolayı devletin kasasına para girmediğini, bu nedenle tazminat ödenmeyeceğini söylüyor. Oysa bizzat mülkü ilk sahibine iade etme kararı devlete ait ve haksızlığın kaynağı da o karar.
Şu anda bu tür kaç tane mülk olduğunu bilmiyoruz, ama 36 beyannamesi öncesi veya sonrasında, bu tip haksız uygulamalarla el değiştiren çok sayıda gayrimenkul olduğu kesin. Bu konunun nihai olarak çözümü ise, geçmişteki adaletsizliklerle hesaplaşmayı gerçekten istemekten geçiyor. Atılan adım elbette ki kayda değer, ama gündelik politikalar ve jestler yerine, bir hakkın yerine gelmesi ve devletin sorumluluğunun kabulü dürtüsüyle hareket etmek gerekiyor. Biz henüz oradan çok uzağız..."



Selahattin Demirtaş'ın ilginç tespitleri

Amberin Zaman
Kaynak: Gazete Haber Türk, 25 Mart Cuma, 10:24:25

BDP'nin Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile geçtiğimiz günlerde röportaj yapma fırsatını yakalamıştım. Söyleşimizin bir kısmı 23 Mart Çarşamba günü gazetemizin politika sayfasında yer almıştı. Ne var ki bence en ilginç kısımlarından biri, yer darlığından (evet gerçekten yer darlığından) girememişti. Bugün Demirtaş'ın görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Konu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. 2009 yılının başında aralarında benim de bulunduğum bir grup gazeteciye Abdullah Gül, Kürt sorunuyla ilgili "iyi şeyler" olacağını müjdelemişti. Ardından bugünlerde derin dondurucuya atılan AK Parti'nin Kürt açılımı start almıştı. Son bir haftadır Güneydoğu'yu geziyorum ve Abdullah Gül'e duyulan sempati net bir şekilde hissediliyor. Bitlis'ün Güroymak İlçesi'ne Kürtçe ismiyle (Norşin) hitap etmesi, Tunceli için "Dersim" demesi gibi jestlerinin yankıları sürüyor. "Valla Gül hoştur" sözünü gezi boyunca defalarca işittim. Gül ile ilgili bu pozitif tablodan yola çıkarak Demirtaş'a şu soruyu yönelttim: "Kürt açılımını ilk müjdeleyen Cumhurbaşkanı'ydı. AK Parti'yi samimiyetsizlikle suçluyorsunuz. Bölgede bu kadar sevilen Abdullah Gül de mi samimi değil?" Demirtaş'ın yanıtı ise şöyleydi: "Birey olarak samimiyetine inanıyorum. Fakat siyaseten fark yaratabilecek etkiye sahip olduğuna inanmıyorum. Bu eski partisiyle ilişkilerinden kaynaklanıyor. Orada bir bölünmüşlük görünüyor. Bir yanda Cumhurbaşkanı'na daha yakın görünen Gülenciler, diğer yanda Başbakan'a yakın Nakşiler ve farklı tarikatlar. Neticede Gül, AK Parti içerisinde çatışarak Cumhurbaşkanı oldu. Özal gibi risk alabilseydi ön açıcı olabilirdi. Ancak görev süresiyle ilgili belirsizlik elini kolunu bağlamış sanki. Tekrar beş yıllığına seçilme hesapları varsa dayandığı muhafazakâr, dindar ve kısmen de milliyetçi tabanını küstürmeye göze alamaz, alamıyor. Oysa tek dönem yedi yıllığına geldiği netleşmiş olsaydı daha cesur davranabilirdi gibime geliyor." Evet Demirtaş enteresan bir tartışma konusu koyuyor önümüze. Gül'ün görev süresine ilişkin belirsizlik Cumhurbaşkanı'nın icraatını ne kadar etkiliyor? 28 Ağustos 2007 tarihinde Meclis'te yapılan üçüncü tur oylamada Türkiye'nin 11 'inci Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, 2012'de tekrar halk tarafından seçilebileceğini hesap ederek mi politika belirliyor? Sahiden ilginç bir soru ve Cumhurbaşkanı'nı rahatsız edebilir. Zira bildiğim kadarıyla görev süresi meselesi ve bunun etrafında Başbakan ile ilişkilerine dair yapılan spekülasyonlar Gül'ü üzüyor. Kendisini üzmek istemiyoruz ama Demirtaş'ın gündeme getirdiği mesele bence tartışılmaya değer. Zira ortada tuhaf bir durum var. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, seçildiğinden dört yıl sonra halen görev süresini bilmiyor! Kürt ve Ermenistan açılımlarıyla ilgili ben de tıpkı Demirtaş gibi Abdullah Gül'ün samimiyetinden hiç ama hiç süphe duymuyorum. Ancak Cumhurbaşkanı'nın son zamanlarda, "Karabağ sorununun çözümünde ilerleme kaydedilmeden Ermenistan ile diplomatik ilişkiler kurulamaz, sınırlar açılamaz" diyenler kafilesine katılması bende de soru işaretleri uyandırdı. Bu mealdeki görüşlerini geçen kasım ayında aralarında benim de bulunduğum bir grup gazeteciyle paylaştığında açıkçası içim burkulmuştu. Zira Gül, Ermenistan açılımının baş mimarıydı. İlişkilerimizin Azerbaycan ipoteğinden kurtulması gerektiğine inananlardandı. Ne oldu da fikir değiştirdi? Siyasi gelecek kaygıları mı devreye girdi? Açıkçası ben de merak ettim. Görev süresi bilmecesi bir an evvel çözülmeli. Bu muğlaklık bertaraf edilmeli. YEREL MUHABİRLER Güneydoğu gezisi boyunca, başta Habertürk bölge temsilciliğimizdeki arkadaşlarımız olmak üzere yerel muhabirlerin kıymetini bir kez daha anladım. Kürt sorununu tartışırken hep aynı bayat isimleri dinleyeceğimize ekranlarda olayları bire bir izleyen bu arkadaşlarımıza yer vermeliyiz. Her şeyi bir kenara bırakalım, bu arkadaşlar bölgenin dilini, Kürtçe'yi konuşuyorlar. Ya biz? Başta Başbakan olmak üzere Kürt sorununa kafa yoranlar, yerel gazetecilerin görüşlerini değerlendirmelidir. Yıllarca bana destek olan bu meslektaşlarıma, dostlarıma sonsuz teşekkürler...