Abdullah Gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Abdullah Gül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Yeminliyim, Pembe Köşk'ü yapmayacağım


ÖNCEKİ gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün eşi Hayrünnisa Gül ile Ordu'da düzenlenen "Kitap Şenliği"ne katılmak üzere bir grup gazeteciyle birlikte seyahat ettik. Yer darlığından dolayı Hayrünnisa Hanım ile ilgili izlenimlerime yer veremiyorum (inşallah köşemde). Ama şunun altını çizmek isterim. Hayrünnisa Hanım gerçek bir sanatsever, vatansever. Estetik duygusu çok kuvvetli. Detaycı ve titiz. Pembe Köşk'ü adam etmek, çürümeye yüz tutmuş sanat hazinesini kurtarmak, Cumhurbaşkanlığı'nın imajını yukarılara taşımak için olağanüstü çaba sarf ediyor. Ve bu çabaları takdir bir yana kötü niyetli yorumcular tarafından yerden yere vurulup küçümsenmiş. Gerçekten çok büyük haksızlık bu. Sözü Hayrünnisa Hanım'a bırakıyorum....
■ Hangi sıklıkla kitap okuyorsunuz ?
- Çok yoğun bir tempoda yaşıyoruz ama fırsat buldukça okumaya gayret ediyorum. Şimdi ortalama vermiyorum, değişiyor.
'BAZI ŞEYLER YAZIYORUM'
■ En son okuduklarınızı ve ilk okuduğunuz kitabı hatırlıyor musunuz?
- Bu imkânsız; çünkü çok küçük yaştan beri okuduğumuz için. Ben bazen iki kitabı aynı anda okurum.
■ Günlük tutuyor musunuz?
- Günlük değil ama bazı şeyleri yazıyorum. Yazmadığınız zaman unutuyorsunuz. O andaki heyecan ve duygularınız zamanla kaybolduğu için çocuklara da bugün aynı şeyi söyledim. Bazen dönüp bakıyorum. O anki heyecanla yazdığım şeyler çok güzel oluyor. Oğlumun son okuduğunu söyleyeyim. Google'ın kuruluş hikâyesini okuyordu.
■ Köşk'ün restorasyonuyla ilgili çok polemik var...
- Cumhurbaşkanlığı'nın depoları ve sanat eserlerini ortaya döktük. İçine girdik ve çıkamıyoruz. Dolmabahçe'den gelen çok eser var. Yılların ihmali var. Her türlü eser mevcut. Onları onarmaya çalışıyoruz. Pembe Köşk'ün ilk defa rölevesini çıkardık. Holzmeister'ın (Köşk'ün mimarı) talebesini çağırdık. Avusturya'dan iki kez.
■ Kurumsal kimlik, arma-bayrak konusunda da çalışmalarınız var...
- Arşive çok önem veriyorum. Bizden önceki dönemi dijital ortama geçirdiğimiz gibi kurumsal kimlik için çalışıyoruz. 4'üncü yıl bitti hâlâ Cumhurbaşkanlığı, kurumsal kimlik maddelerine yenileri ekleniyor. Açık konuşalım fors da yanlış. Unutmuyorum bir gün yolda giderken bu bayrak kare dedim. Yaver döndü, "Olabilir mi hanımefendi" dedi. Arabadan indiğimizde yürüdüm, beyefendi de geldi. Maalesef 80'li yıllarda ihtilal döneminde, birisi forsun ucunu kesmiş. Normalde Atatürk döneminde, Cumhurbaşkanlığı Forsu dikdörtgen. Fors kare olunca, bayrakla eşit olmamış, bayrağı da kesmişler. Ve hiç kimse de bunu fark etmemiş. 15-20 yıl böyle devam etmişler. Başyaver, "Çok mahcup oldum" dedi.
Ondan sonra biz bayrak çalışmaya başladık. Önce atlas dokutmaktan başladık. TSE'den rengi ve kumaş kalitesi için onay aldık. Birkaç atölye Olgunlaşma Enstitüsü'nde bize bayrak dikiyor. Büyükelçiliklerimizde çok büyük bayrak sıkıntısı var. Bütün Türkiye büyükelçilikleri ve konsolosluklarına, nerede bizim temsilcimiz varsa, oraları da düşünerek 200'e yakın noktaya bayrak gönderdik ve her gittiğim yerde büyükelçiler teşekkür ediyor
'KÖŞK YIKILMAK ÜZERE'
■ Sizi eleştirenler de oldu
- İnsanın motivasyonu kırılıyor. Bu konuda da beni çok eleştiren yazılar yazdılar. Çok gücendim gerçekten. Pembe Köşk konusunda çok incittiler. Ama yemin ettim, Pembe Köşk yıkılmak üzere, içim de gidiyor ama yapmayacağım bizim dönemimizde diye. Kurumsal kimlik konusunda da "Kırmızıyı kaldırdılar" diye çok kötü yazılar çıktı. Halbuki ben kırmızıyı da kaldırmadım. Bütün Cumhurbaşkanlığı kimlik kartları kırmızıya devam ediyor. Ama bazı malzemelerde "Bazen kullanmayalım" diyoruz. "O kim oluyor da nasıl kaldırır da" diye yazılar. Ben hiçbir zaman bunu tek başıma yapmadım. Her şeyi ben biliyorum diye iddia etmiyorum.
■ Emine Hanım'la uzun bir aradan sonra bir araya geldiniz...
- Allah bazı şeyleri göstermeyince göstermiyor. "Vermeyince Mabud neylesin Mahmut" diyorum hep. Biz her zaman bir aradayız, her zaman görüşüyoruz. Ama basın ısrarla bizi küs göstermeye çalışıyor. Ben onu anlayamıyorum. Ne biz, ne çocuklarımız, ne eşlerimiz, birbirimizden vazgeçebiliriz. Biz eski arkadaşlarız her şeyden önce. Biz gülüp geçiyoruz gerçekten. Bu haberleri okudukça ikimiz de gülüyoruz.

'Annelerin yüreği yanmasın'
■Huber de yıkılmak üzere, içimiz eriyor. Bütçesi de hazırdı. Motivasyonunuz kaybolunca durdurdunuz mu?
Bilmiyorum, Huber'i yapar mıyım ama Av Köşkü'müz bitmek üzere. O kadar çok günümü geçiriyorum ki. Bahçe peyzajından, pencere detayından günlerimi depolarda harcadım. Benim bunda bir menfaatim yok.
■ Sevdiğiniz ressam?
Modern resmi de klasik resmi de çok seviyorum. Klasikler Ankara'da, modern resimler İstanbul'da sergileniyor. Peyami Gürel'lerimiz var, Gencay Kasapçı var. Ferruh Paşa'yı çok severim.. Ömer Uluç aldım, bir de Burhan Doğançay.
■ Gününüz nasıl geçiyor?
- Filmleri uçakta izliyorum. O da eğer vakit bulabilirsem. Güne genelde herkesten önce başlıyorum. Onlar kalkmadan notlarımı ve evraklarımı topluyorum. Masamı ben toparlayabileyim ki herkesin görevlendirmesini de yapabileyim.
'MEZUNİYETE GİDEMEDİK'
■ Ya çocuklar?
- Yetişseler bile çocuklarımın yine de zamana ihtiyacı oluyor. Tabii ki ilgilenmek istiyorum. Mesela bu sene, büyük oğlum mezun oldu. Seçimden bir gün önceydi, gidemedik. Biliyorsunuz Amerika'da aileler için çok önemlidir.
 
■ Sayın Cumhurbaşkanı'nın fotoğraf albümünde yemek yaparken görüldüğü fotoğraf çok ilgi çekti, hâlâ yemek yapıyor mu?
- Geçen gün mesela, girdi salata yaptı, menemen yaptı. Zamanı geliyor o da istiyor. Ben de yapmasam da giriyorum birlikte. Bizim de yeni tatlarımız oluyor. Sunumun geliştirilmesi önemli.
■ Zaten sizin yemeklerinize bayılırmış.?
- Valla yemek yapmamı mı tercih eder, ülkeye hizmet etmemi mi ona soralım. Ama vakit ayırmıyorum demek değil. Gerçekten çok vakit ayırıyorum. Masa düzeni benim için çok önemli. Gelen misafiri en çok etkileyen şey masanın ve salonun atmosferi. Her yemeği yaparım. Kayseri yemeğini de yaparım, Mardin, Antep yemeklerini de severim. Yapmasam bile yanlarında olabiliyorum. Şunu deneyelim: Rezeneli dolma... Mantıyı bakır tepsiye mi koyalım? Tatlılar deniyoruz mesela. Misafir geldiğinde o misafirin damak tadına uygun tatlar yakalamaya çalışıyorum. Örnek diye söylüyorum, Sarkozy, normalde fazla yemek yemezmiş. Tatlıyı bile almak istememiş. Ama sonra dayanamayıp hepsinden tatmış. Tepsi mantısı vardı. Minik bakır tepsilere uyarlamıştık. Kestaneli tatlı yaptık. Fransızlar kestaneyi çok seviyor diye. Salon çok etkileyici olmuş. Abdullah Bey "Gözlerini ayıramadı" diyor.
'DİZİLERİ İZLEYEMİYORUM'
■ Dizi izliyor musunuz?
- Dizileri fazla izliyorum dersem yalan olur. Çok vaktim olmuyor. Tempomuzu görüyorsunuz. Ama bazen film oluyor. Invictus'u çok çok beğendik. Beyefendiyle birlikte izledim. Duygulanıyorsunuz, iyilerin kazandığını görüyorsunuz.
■ Son günlerde terör çok arttı...
- Bir anne çocuklarından herhangi birine ne olursa hissettiği acıyı, biz de ülkedeki çocukların bir yerlerine en ufak bir şey olduğunda hissediyoruz. Her şehit haberinde evimiz matem yerine dönüşüyor. Gece vakitsiz bir telefon çaldığında inanın panik içinde, "Allahım ne kötü haber alacağız" diye korkuyoruz. Allah artık sonuna erdirsin diyorum. Annelerin yüreği yanmasın. Bu çok zor. Görüyoruz, her şehit yemeğinde ben oradan hasta geliyorum. Terörün vicdanı olmuyor. Bir sürü suçsuz insan, günahsız insan, yuvalar dağılıyor. Bütün çabamız bunların bitmesi için. İnşallah en kısa zamanda, duamız o. Türkiye bununla çok enerji kaybediyor. Gerçekten ülkemize çok yazık oluyor.

Kaynak: Haber Türk, 30.09.2011

Selahattin Demirtaş'ın ilginç tespitleri

Amberin Zaman
Kaynak: Gazete Haber Türk, 25 Mart Cuma, 10:24:25

BDP'nin Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ile geçtiğimiz günlerde röportaj yapma fırsatını yakalamıştım. Söyleşimizin bir kısmı 23 Mart Çarşamba günü gazetemizin politika sayfasında yer almıştı. Ne var ki bence en ilginç kısımlarından biri, yer darlığından (evet gerçekten yer darlığından) girememişti. Bugün Demirtaş'ın görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Konu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. 2009 yılının başında aralarında benim de bulunduğum bir grup gazeteciye Abdullah Gül, Kürt sorunuyla ilgili "iyi şeyler" olacağını müjdelemişti. Ardından bugünlerde derin dondurucuya atılan AK Parti'nin Kürt açılımı start almıştı. Son bir haftadır Güneydoğu'yu geziyorum ve Abdullah Gül'e duyulan sempati net bir şekilde hissediliyor. Bitlis'ün Güroymak İlçesi'ne Kürtçe ismiyle (Norşin) hitap etmesi, Tunceli için "Dersim" demesi gibi jestlerinin yankıları sürüyor. "Valla Gül hoştur" sözünü gezi boyunca defalarca işittim. Gül ile ilgili bu pozitif tablodan yola çıkarak Demirtaş'a şu soruyu yönelttim: "Kürt açılımını ilk müjdeleyen Cumhurbaşkanı'ydı. AK Parti'yi samimiyetsizlikle suçluyorsunuz. Bölgede bu kadar sevilen Abdullah Gül de mi samimi değil?" Demirtaş'ın yanıtı ise şöyleydi: "Birey olarak samimiyetine inanıyorum. Fakat siyaseten fark yaratabilecek etkiye sahip olduğuna inanmıyorum. Bu eski partisiyle ilişkilerinden kaynaklanıyor. Orada bir bölünmüşlük görünüyor. Bir yanda Cumhurbaşkanı'na daha yakın görünen Gülenciler, diğer yanda Başbakan'a yakın Nakşiler ve farklı tarikatlar. Neticede Gül, AK Parti içerisinde çatışarak Cumhurbaşkanı oldu. Özal gibi risk alabilseydi ön açıcı olabilirdi. Ancak görev süresiyle ilgili belirsizlik elini kolunu bağlamış sanki. Tekrar beş yıllığına seçilme hesapları varsa dayandığı muhafazakâr, dindar ve kısmen de milliyetçi tabanını küstürmeye göze alamaz, alamıyor. Oysa tek dönem yedi yıllığına geldiği netleşmiş olsaydı daha cesur davranabilirdi gibime geliyor." Evet Demirtaş enteresan bir tartışma konusu koyuyor önümüze. Gül'ün görev süresine ilişkin belirsizlik Cumhurbaşkanı'nın icraatını ne kadar etkiliyor? 28 Ağustos 2007 tarihinde Meclis'te yapılan üçüncü tur oylamada Türkiye'nin 11 'inci Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, 2012'de tekrar halk tarafından seçilebileceğini hesap ederek mi politika belirliyor? Sahiden ilginç bir soru ve Cumhurbaşkanı'nı rahatsız edebilir. Zira bildiğim kadarıyla görev süresi meselesi ve bunun etrafında Başbakan ile ilişkilerine dair yapılan spekülasyonlar Gül'ü üzüyor. Kendisini üzmek istemiyoruz ama Demirtaş'ın gündeme getirdiği mesele bence tartışılmaya değer. Zira ortada tuhaf bir durum var. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, seçildiğinden dört yıl sonra halen görev süresini bilmiyor! Kürt ve Ermenistan açılımlarıyla ilgili ben de tıpkı Demirtaş gibi Abdullah Gül'ün samimiyetinden hiç ama hiç süphe duymuyorum. Ancak Cumhurbaşkanı'nın son zamanlarda, "Karabağ sorununun çözümünde ilerleme kaydedilmeden Ermenistan ile diplomatik ilişkiler kurulamaz, sınırlar açılamaz" diyenler kafilesine katılması bende de soru işaretleri uyandırdı. Bu mealdeki görüşlerini geçen kasım ayında aralarında benim de bulunduğum bir grup gazeteciyle paylaştığında açıkçası içim burkulmuştu. Zira Gül, Ermenistan açılımının baş mimarıydı. İlişkilerimizin Azerbaycan ipoteğinden kurtulması gerektiğine inananlardandı. Ne oldu da fikir değiştirdi? Siyasi gelecek kaygıları mı devreye girdi? Açıkçası ben de merak ettim. Görev süresi bilmecesi bir an evvel çözülmeli. Bu muğlaklık bertaraf edilmeli. YEREL MUHABİRLER Güneydoğu gezisi boyunca, başta Habertürk bölge temsilciliğimizdeki arkadaşlarımız olmak üzere yerel muhabirlerin kıymetini bir kez daha anladım. Kürt sorununu tartışırken hep aynı bayat isimleri dinleyeceğimize ekranlarda olayları bire bir izleyen bu arkadaşlarımıza yer vermeliyiz. Her şeyi bir kenara bırakalım, bu arkadaşlar bölgenin dilini, Kürtçe'yi konuşuyorlar. Ya biz? Başta Başbakan olmak üzere Kürt sorununa kafa yoranlar, yerel gazetecilerin görüşlerini değerlendirmelidir. Yıllarca bana destek olan bu meslektaşlarıma, dostlarıma sonsuz teşekkürler...