KAN, şiddet ve intikam duyguları. Bu kısırdöngü ne zaman kırılacak? Diyarbakır'da elden ele dolaştırılan Özgür Gündem Gazetesi'nin manşetinde o korkunç fotoğrafı görünce donup kalıyorum. Parçalanmış bir çocuk bedeni, kömürleşmiş suratı melek gibi masum ifadesini koruyor. Bir yanda yetişkin bir insanın eli. Manşet ''Kandil'de vahşet" diye bağırıyor. İddiaya göre pazar günü Türk savaş uçaklarının attığı bomba Iraklı Kürt bir aileye isabet etmişti. Kamyonette seyahat eden aile, dağlarda filan değil Raniya Kasabası'na yakın vuruldu.
Dün Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti Başkanı Mesud Barzani haberi doğruladı. Saldırıyı şiddetle kınayan Barzani, sınır ötesi operasyonların derhal durdurulmasını istedi. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin başkanı olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği Temsilcisi Behroz Galali de korkunç haberin doğru olduğunu savundu dün. Galali, titrek bir sesle maktullerin isimlerin saymaya başladı. 1950 doğumlu Hüseyin Mustafa, 1963 doğumlu eşi Nere, 1990 doğumlu kızları Ruzan, 1996 doğumlu oğulları Zana, 2010 doğumlu torunları Surena, 2011 doğumlu torunları Soli ve akrabaları Auni Hasan. Yani ölenlerin ikisi henüz bebekti. "Sadece dedenin cenazesi tanınacak durumdaydı" diyor Galali. "Mutlaka kaza olmuştur, sivilleri neden hedef alsın Türkiye? Bu konuda Başbakan Erdoğan teminat vermişti" diyorum sıkıla sıkıla. Galali artık öfkesini gizleyemiyor, "Onu kendilerine sorun" deyip telefonu kapatıyor.
Genelkurmay Başkanlığı basın birimini arıyorum hemen. İletişim Dairesi Başkanı Tuğgeneral Baki Kavun, ''Tamamıyla örgüt propagandası, seçtiğimiz hedefler belli, siviller asla hedef alınmamıştır. Olay gerçek değil' diye yalanlıyor haberi. Olayı yerinde araştırmadan kesin kanaate varmak mümkün değil. Sivillerin bilerek hedef alındığını aklım hiç ama hiç almıyor. Ama savaş bu... Kurunun yanında yaş da yanıyor. Afganistan'da, Irak'ta, Pakistan'da...
Peki siviller gerçekten istenmeden dahi olsa öldüyse Türkiye özür dileyecek mi? Soru BDP'nin Suriçi Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş'tan. Ya Silvan'da, Çukurca'da gencecik yaşta şehit düşen askerler için kim özür dileyecek? Soru yine Demirbaş'tan. Demirbaş'ın yerinde olmak istemezdim. 18 yaşındaki oğlu dağda, 24 yaşındaki diğer oğlu ise kasım ayında askerliğine başlayacak. Ya karşı karşıya gelirlerse?
Şiddet yeniden neden tırmandı, tırmandırılıyor? Bu fasit daire nasıl kırılır? "Daha fazla demokrasi, daha fazla reformlarla" demiştik. Ve AK Parti hiçbir hükümetin yapmadığı reformlara cesurca imza attı. 2008 yılında çözüme kısmen de olsak yaklaşmıştık. PKK'nın silahsızlanıp kalıcı bir barışa imza atması kıvamına gelinmişti: Habur fiyaskosu, KCK'lıların tutuklama furyası ve son olarak Tokat Reşadiye saldırısında 7 askerin şehit edilmesine denk. Ardından taraflar sertleşti. Yeniden askeri tedbirlerin ön plana çıktığı, PKK'nın imhası hedeflendiği noktaya gelindi. Yıllarca denendi. Keşke bu tuzağa düşülmeseydi. Kürtler de kendilerine aynı soruyu sormalı. Kendi evlatları nelere alet ediliyor?
Çünkü hepimiz biliyoruz ki bu işi rant haline getiren taraflar -PKK'nın içindeki savaş baronları ve derin devlette kümelenen demokrasi düşmanları-tam da bunu istiyorlar. Kaldı ki bu grupların çıkarlarının zaman zaman PKK'yı her daim koz olarak kullanan başta İran ve Suriye olmak üzere bazı komşu devletlerle de örtüştüğü oluyor. Tıpkı şimdi olduğu gibi.
Nedense BDP çevrelerinde en çok rağbet gören teori, Türkiye, İran ve Suriye'nin PKK'ya karşı şu an ortak hareket ettiği. Buna örnek olarak da İran'ın kendi hava sahasını Türk savaş uçaklarına açması olarak gösteriliyor. Peki Çukurca saldırısının PKK'nın içindeki Suriyeli grubun emirleriyle gerçekleştirildiği iddiasına ne demeli? Ve Habur öncesinde yapılan müzakerelerin odağında bulunan PKK'nın "ılımlı" kanadının başını çektiği söylenen Murat Karayılan nerede? İran tarafından tutuklandığı haberlerinin "asparagas" olduğu söyleniyor; haberi veren TRT ve Anadolu Ajansı hükümetten fırça yiyor, ancak Karayılan ortada yok.
Gerçi Roj TV'de demeci yayınlanıyor ama ne ses bandı var ne de görüntü. Ya harekâttan haberi vardı ve saklanıyor ya da gerçekten İran'ın denetiminde... Eğer böyleyse İran neyin peşinde? Çünkü aynı İran, PKK'nın şahin kanadını temsil eden Cemil Bayık ile içli dışlı. Karayılan'ın tasfiyesi, Bayık grubunun güçlenmesi demek. Şiddetin daha da artması demek.
İntikam ve öfkeyi bir kenara koyup inadına barış demeliyiz. BDP'li siyasetçileri de günah keçisi yapma kolaycılığından vazgeçmeliyiz. Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, örgüte katılımın arttığını geçtiğimiz gün teyit etti. Abdullah Demirbaş'ın ifade ettiği gibi, sivil siyaseti işlevsizleştirirseniz olacağı budur.
Iraklı Kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Iraklı Kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyarbakır'dan jetler havalanırken
Kaynak: Haber Türk 19.08.2011
Kürt Sorunu Dallanıp Budaklanırken
Kaynak: Habertürk 16.08.2011
ŞIRNAK'ın Beytüşşebap İlçesi'nde PKK'nın düzenlediği saldırıda yaşamını yitiren askerlerden Onur Karakaş'ın son sözleri hepimizi derinden sarstı. Facebook sayfasına ölümünden birkaç saat önce şöyle yazmıştı Karakuş: "Burası ne cennet ne harikalar diyarı. Burası insanların sustuğu, mermilerin konuştuğu, güllerin yerine barutun koktuğu... Batıda şafak sayanların değil tezkereye bir gün kala şehit olanların yeri..."
PKK'nın eylemlerini tırmandırdığı bugünlerde Başbakan Erdoğan da sabrın son noktasına gelindiği uyarısında bulundu. "Bıçak kemiğe dayandı" diyen Erdoğan şöyle devam etti: "Bu ülkede bölücü terör örgütüyle arasına mesafe koymayanlar da bu suça iştirak ediyorlar. Bunu da buradan açıklamak istiyorum ve onlar da bunun bedelini ödemeye mahkûm olacaklar."
Başbakan'ın bu sözlerini üstüne alan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş cevap vermekte gecikmedi. "PKK'nın intikamını BDP'den alıyorlar. BDP demokratik bir sistemde şiddetle arasına net bir mesafe koymuştur. Mücadele yöntemi PKK'dan ayrı bir örgüttür" diyerek savunmada bulundu.
"Peki Kürt sorununa kafa yoran bizler, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve sivil toplum örgütleri, Başbakan'ın bu sözlerinden nasıl bir anlam çıkarmalıyız?" diye sormadan edemedim. Zira son zamanlarda özellikle Kürt siyasal hareketi diye özetlenen yapıyı oluşturan insanları tanımayı, onlarla empati kurmayı ve sorunu onların cephelerinden anlatmaya gayret eden hareketin dışında iyi niyetli ve cesur kalemler bir şekilde susturulmak isteniyor. "Bedel ödenecek" derken onlar da mı hedefte yoksa? Henüz yargılanan, hapse atılan yok. Ama daha on yıl öncesine kadar durum buydu. Kürt sorununa dokunan bir şekilde "yanıyordu".
Hatta yüzlercesi faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Oysa AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte ilk kez düşüncelerimizi daha özgürce ifade edebilir hale gelmiştik. Derin bir "oh" çekmiştik. Ve bu sayede kamuoyunda 90'lı yıllarda derin devlet mi dersiniz artık ne dersiniz bilmiyorum ama devletin de bir şekilde dahil olduğu (bakın kelimelerimi ne kadar özenli seçmeye gayret ediyorum!) Güneydoğu insanının yıllarca maruz kaldığı vahşete biraz olsun vâkıf olunmaya başlanmıştı. Demokratik adımlarla tesis edilecek bir barış için zemin oluşmuş, "Kürt açılımına" start verilmişti. Oysa bugün "Sri Lanka" modeli, yani topyekûn askeri harekât ile PKK'yı çökertmekten söz ediliyor.
Erdoğan'ın uyarılarının bir diğer muhatabı ise Iraklı Kürtler. Zira her ne kadar ikili ilişkilerin "stratejik" düzeye ulaştığı söylense dahi Iraklı Kürtlerin PKK'ya karşı yeterince tedbir almadığını düşünenlerin sayısı devlet katında az değil.
Aynı şikâyet İran tarafından da telaffuz ediliyor. Çünkü PKK'nın bir kolu olan İran Kürtlerinin özgürlüğü için savaşan PJAK militanları da Kandil'de bulunuyorlar. Murat Karayılan ve arkadaşlarıyla da içli dışlılar. Aynı kamplarda eğitim görüyorlar. Ve son haftalarda İran'a karşı operasyonlarını yoğunlaştırdılar. İran da havadan ve karadan karşılık veriyor. Hatta önceki gün İranlı yetkililer, TRT ile birlikte Murat Karayılan'ın yakalandığını iddia etti. Ardından bunun doğru olmadığı yönünde haberler çıktı. Bütün bunlar olurken Karayılan, İran'a bir zeytin dalı uzattı. "PKK olarak İran'a karşı herhangi bir savaş ilan etmedik" diyen Karayılan, "bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen uluslararası güçlerin" amaçlarından bir tanesinin de İran'ı kuşatmak olduğunu savundu.
Bu "güçlere" alet olmayacaklarını beyan eden Karayılan, "İran'ı yeni saldırılara tahrik etmemek için" PJAK militanlarının İran sınırından içeri bölgelere doğru kaydırıldıklarını bildirdi. Yani PJAK'ın bir şekilde kendi komutasında olduğunu teyit etti. Peki Karayılan'ı İran karşısında geri adım attıran neydi? Irak Kürdistan yönetiminin bu işte önemli payı olduğu, güvenilir kaynakların aktardıkları bilgiler arasında yer alıyor.
Iraklı Kürt liderlerinden beklenen aynı şekilde PKK'nın Türkiye'ye yönelik saldırılarını durdurması için devreye girmeleri. Ancak Iraklı Kürtler, Karayılan'ın örgütün ılımlı kanadını temsil ettiğini ısrarla savunuyorlar. Her ne olursa olsun akan kanı derhal durdurmak için herkes kendi payına düşeni yapmalı. Ve herkes önerilerini korkmadan, çekinmeden sunabilmeli. Ama başta Başbakan olmak üzere hepimiz biliyoruz ki askeri çözüm asla çözüm değildir.
ŞIRNAK'ın Beytüşşebap İlçesi'nde PKK'nın düzenlediği saldırıda yaşamını yitiren askerlerden Onur Karakaş'ın son sözleri hepimizi derinden sarstı. Facebook sayfasına ölümünden birkaç saat önce şöyle yazmıştı Karakuş: "Burası ne cennet ne harikalar diyarı. Burası insanların sustuğu, mermilerin konuştuğu, güllerin yerine barutun koktuğu... Batıda şafak sayanların değil tezkereye bir gün kala şehit olanların yeri..."
PKK'nın eylemlerini tırmandırdığı bugünlerde Başbakan Erdoğan da sabrın son noktasına gelindiği uyarısında bulundu. "Bıçak kemiğe dayandı" diyen Erdoğan şöyle devam etti: "Bu ülkede bölücü terör örgütüyle arasına mesafe koymayanlar da bu suça iştirak ediyorlar. Bunu da buradan açıklamak istiyorum ve onlar da bunun bedelini ödemeye mahkûm olacaklar."
Başbakan'ın bu sözlerini üstüne alan Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş cevap vermekte gecikmedi. "PKK'nın intikamını BDP'den alıyorlar. BDP demokratik bir sistemde şiddetle arasına net bir mesafe koymuştur. Mücadele yöntemi PKK'dan ayrı bir örgüttür" diyerek savunmada bulundu.
"Peki Kürt sorununa kafa yoran bizler, gazeteciler, yazarlar, akademisyenler ve sivil toplum örgütleri, Başbakan'ın bu sözlerinden nasıl bir anlam çıkarmalıyız?" diye sormadan edemedim. Zira son zamanlarda özellikle Kürt siyasal hareketi diye özetlenen yapıyı oluşturan insanları tanımayı, onlarla empati kurmayı ve sorunu onların cephelerinden anlatmaya gayret eden hareketin dışında iyi niyetli ve cesur kalemler bir şekilde susturulmak isteniyor. "Bedel ödenecek" derken onlar da mı hedefte yoksa? Henüz yargılanan, hapse atılan yok. Ama daha on yıl öncesine kadar durum buydu. Kürt sorununa dokunan bir şekilde "yanıyordu".
Hatta yüzlercesi faili meçhul cinayetlere kurban gitti. Oysa AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte ilk kez düşüncelerimizi daha özgürce ifade edebilir hale gelmiştik. Derin bir "oh" çekmiştik. Ve bu sayede kamuoyunda 90'lı yıllarda derin devlet mi dersiniz artık ne dersiniz bilmiyorum ama devletin de bir şekilde dahil olduğu (bakın kelimelerimi ne kadar özenli seçmeye gayret ediyorum!) Güneydoğu insanının yıllarca maruz kaldığı vahşete biraz olsun vâkıf olunmaya başlanmıştı. Demokratik adımlarla tesis edilecek bir barış için zemin oluşmuş, "Kürt açılımına" start verilmişti. Oysa bugün "Sri Lanka" modeli, yani topyekûn askeri harekât ile PKK'yı çökertmekten söz ediliyor.
Erdoğan'ın uyarılarının bir diğer muhatabı ise Iraklı Kürtler. Zira her ne kadar ikili ilişkilerin "stratejik" düzeye ulaştığı söylense dahi Iraklı Kürtlerin PKK'ya karşı yeterince tedbir almadığını düşünenlerin sayısı devlet katında az değil.
Aynı şikâyet İran tarafından da telaffuz ediliyor. Çünkü PKK'nın bir kolu olan İran Kürtlerinin özgürlüğü için savaşan PJAK militanları da Kandil'de bulunuyorlar. Murat Karayılan ve arkadaşlarıyla da içli dışlılar. Aynı kamplarda eğitim görüyorlar. Ve son haftalarda İran'a karşı operasyonlarını yoğunlaştırdılar. İran da havadan ve karadan karşılık veriyor. Hatta önceki gün İranlı yetkililer, TRT ile birlikte Murat Karayılan'ın yakalandığını iddia etti. Ardından bunun doğru olmadığı yönünde haberler çıktı. Bütün bunlar olurken Karayılan, İran'a bir zeytin dalı uzattı. "PKK olarak İran'a karşı herhangi bir savaş ilan etmedik" diyen Karayılan, "bölgeyi yeniden dizayn etmek isteyen uluslararası güçlerin" amaçlarından bir tanesinin de İran'ı kuşatmak olduğunu savundu.
Bu "güçlere" alet olmayacaklarını beyan eden Karayılan, "İran'ı yeni saldırılara tahrik etmemek için" PJAK militanlarının İran sınırından içeri bölgelere doğru kaydırıldıklarını bildirdi. Yani PJAK'ın bir şekilde kendi komutasında olduğunu teyit etti. Peki Karayılan'ı İran karşısında geri adım attıran neydi? Irak Kürdistan yönetiminin bu işte önemli payı olduğu, güvenilir kaynakların aktardıkları bilgiler arasında yer alıyor.
Iraklı Kürt liderlerinden beklenen aynı şekilde PKK'nın Türkiye'ye yönelik saldırılarını durdurması için devreye girmeleri. Ancak Iraklı Kürtler, Karayılan'ın örgütün ılımlı kanadını temsil ettiğini ısrarla savunuyorlar. Her ne olursa olsun akan kanı derhal durdurmak için herkes kendi payına düşeni yapmalı. Ve herkes önerilerini korkmadan, çekinmeden sunabilmeli. Ama başta Başbakan olmak üzere hepimiz biliyoruz ki askeri çözüm asla çözüm değildir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)